Shop
- Drama0 products
Accessories3 products
Clocks1 product
- Cooking1 product
- Detective0 products
- Education0 products
- Fantasy0 products
Furniture5 products
- Kitap Setleri1 product
Lighting1 product
- Mystery0 products
- Romance0 products
Toys1 product
- Yayınlanmış Eserleri13 products
- Yazılmakta Olan Eserleri4 products
30 sonuçtan 1-12 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
İnsan İnsana Emanettir
Bu dirilişin heyecanıyla nefretin yerini merhamet; kinin yerini kardeşlik; şirkin yerini tevhid; batılın yerini hak; karanlığın yerini aydınlık; maddenin yerini mana; alışkanlıkların yerini aşkınlık; hüsranın yerini gufran; küfranın yerini şükran; kabuğun yerini çekirdek; aracın yerini amaç; malumatın yerini marifet; sözün yerini davranış; rivayetin yerini riayet; tasarrufun yerini tasadduk; israfın yerini paylaşma; hırsın yerini huzur; tamahın yerini kanaat; benliğin yerini birliktelik; Kabil’in yerini Habil, hevanın yerini takva, yatağın yerini seccade; öfkenin yerini itidal alsın.
Hz. Havva’dan Günümüze Kadın 1.cilt
“İslam, cinsiyetler arasında çatışmayı değil; adalet, merhamet, sevgi, uyum ve tamamlayıcılığı esas almıştır. Buna göre kadın ve erkek arasında mutlak üstünlük iddiası her iki tarafın yaratılış özellikleri ile bağdaşmamaktadır. Üstünlük cinsiyette değil, sahip olunan değerlerde aranmalıdır. İslam, bu konudaki adaletsizliği ortadan kaldırmak için gerekli düzenlemeleri yapmış, kadına hak ettiği konumu ve saygınlığı kazandırmıştır. Tarihi süreçte kadın aleyhine oluşan birtakım olumsuzluklar dinin maksat ve hedefleri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmeli, İlahiyat ve İslami İlimler fakültelerinde bu konudaki çalışmalara ağırlık verilmelidir.”
Yürek Ülkesi
Bugün zulüm karşısında susan dilim ve bir türlü yerinden doğrulamayan ellerimin yarın aleyhimde yapacağı şahitlikle mazluma yardım etmek yerine ona vermeye çalıştığım aklımla yüzleştirileceğimin bilincinde; gözümü, elimi, kulağımı, ayağımı ve gönlümü kelimelerin gücünde mi, tesbihlerin tıkırtısında mı, gafletin kucağında mı, ârifin sükutunda mı, aşıkların nazarında mı, gecelerin koynunda yahut da gündüzün keşmekeşinde mi inşa ederim bilmiyorum.
Kerbübela Romanı 3.cilt
Siz ayrılırsanız Hamzalar şehit düşecek meydanlarda. Hintlerin öfkesi ve kini dünyayı esir alacak. Ebu Süfyanların develerinin sırtındaki “yük” dünyanın “şerefi” olacak. Ebubekirlerin sıdkı tarihe karışacak. Ömerlerin adaleti yetimin, kimsesizin, mahsunun, sahipsizin, ezilmişin, yolda kalmışın gözlerine değil; muktedirlerin iki dudağına hapsolacak! Osmanların kanı mushafa bulaşacak. Alileri meydanlarda yıkamayanlar hırsın zehirli oklarını fırlatacak. Ebuzerrler Rebezelerde yetimliğe mahkum edilecek. Alemlere rahmet olanın tevazusunun karşısına Muaviyelerin görkemli sarayları inşa edilecek! Hasanlara ihanetin zehri içirilecek. Hüseyinlere Kerbelâlarda tuzaklar kurulacak.
Kerbübela Romanı 1.Cilt
Dillerinde senin adını ananların, günde beş vakit sana esenlik dileyenlerin; sırf baş olmak uğruna, evlatlarını parelemesinin, ihanetlerinin, dünyalarını ukbalarına satmalarının hikayesidir bu, çağlardan beri dillendirilen. Esfeliyetin, vicdansızlığın, kalleşliğin resmidir çizilen. Buram buram rahmet kokan, merhamet dağıtan, şefkatle kucaklayan yirmi üç yıllık okumana saplanan zehirli bir hançerdir yüzyıllardır kanayan.
Galiba Yanlış Anladık 2.cilt
Yanlışları yokmuş gibi görmeye devam edersek yanlışın bir parçası olacağız. Doğruyu söylemeden, doğruca eylemeden sadece “yanlış var” diye bağırırsak vicdanımızı sahte bir teselli ile avutacağız. “Birileri artık bu yanlışları düzeltmeli” deyip kenara çekilirsek yükü omuzlamanın külfetinden, eleştirmenin kolaycılığına kaçmış olacağız. “Kendimi düzeltirsem yeryüzü bir yanlıştan kurtulacak” şuuru içinde emrolunduğu gibi dosdoğru olmak kaydıyla yaşamaya gayret edersek, işte o zaman gerçekten bir şey yapmış olacak ve kim bilir belki de o zaman gençlerimize yaşayan bir örnek olarak hem kendimizi hem de onları ateşten kurtaracağız.
Galiba Yanlış Anladık 1.cilt
Yanlışları yokmuş gibi görmeye devam edersek yanlışın bir parçası olacağız. Doğruyu söylemeden, doğruca eylemeden sadece “yanlış var” diye bağırırsak vicdanımızı sahte bir teselli ile avutacağız. “Birileri artık bu yanlışları düzeltmeli” deyip kenara çekilirsek yükü omuzlamanın külfetinden, eleştirmenin kolaycılığına kaçmış olacağız. “Kendimi düzeltirsem yeryüzü bir yanlıştan kurtulacak” şuuru içinde emrolunduğu gibi dosdoğru olmak kaydıyla yaşamaya gayret edersek, işte o zaman gerçekten bir şey yapmış olacak ve kim bilir belki de o zaman gençlerimize yaşayan bir örnek olarak hem kendimizi hem de onları ateşten kurtaracağız.