BUNCA YATIRIMA RAĞMEN NEDEN BU HALDEYİZ

“Ben anası okuma yazma bilmeyen, babası ilkokul mezunu bir dolmuş şoförünün çocuğuyum. Bizi bu yola sokan ebemin, dedemin duası, anamın, babamın gayreti. Babamın iki, üç tane dolmuşu vardı, dolmuşları sattı. ‘Bunlar dolmuşa gider, gözü oraya kayar. Ben bu dolmuşları satayım, onlar okusunlar. İlkokul mezunu ama bunu düşündü, biz okuyalım diye dolmuşu sattırdı. 6 kardeşiz ve hepimiz de okuduk. Bir yerlere geldik, uğraşıyoruz. Elimizden gelen gayreti de yapıyoruz. Memlekete hizmet için buradayız.”

Continue reading

AHLÂKIN KAYNAĞI DİN DEĞİL BİLİNÇTİR

Gençlerimiz ve dolayısıyla geleceğimiz hakkında fazlasıyla kaygılandığımız bir çağdan geçiyoruz. Gençlerin yetişkinlerin dünyasına çok erken sokuldukları ve ticari çıkarlara dayalı medya endüstrisinden çok fazla etkilendiklerine dair hepimiz şikayet halindeyiz. Gencin asli fıtratını yetişkinlerde olduğu gibi bir tüketici kimliğine indirgeyen bu değişimin gençlerimizde yoğun bir kriz duygusuna yol açtığı, bu krizin bir değişimden çok bir çözünme ve yok olmayı ima eden bu şikayetlerimizde günümüz “paranoyak anne babalığının” şikayet kültürü üzerine temellenen ‘söz dinlemez ve tehlikeli’ imgesi; gençlerin yaşadığı yapısal ve maddi gerçekleri gizleyen ve sürekli onları suçlayan bir işlev görüyor. Gençlerle ilgili korkular çoğaldıkça bu bir “ahlaki panik” halini alıyor ve bu da beraberinde bir ‘felaket tellalığı”nı beraberinde getiriyor.

Continue reading

BEN BUNUN NERESİNİ DÜZELTEYİM

Yurdum insanlarından biri o yaşına kadar hiç şehir dışına çıkma ihtiyacı duymamasına rağmen yana yakıla arzuladığı hacc farizasını yerine getirmek için kuraya yazılmış ve nasip bu ya kuradaki hacı adaylarından biri de o olmuş. İsimlerin açıklanmasından bir süre sonra müftü efendi hacı adaylarını toplamış ve bu ibadete ilişkin tüm teferruatları anlattıktan sonra da konuşmasının sonuna eklemiş;

Continue reading

aidiyet

Heyecanlı ve hamaset köpüklü atıflarla “millenium” olarak tabir edilen bu yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşen ve adına “çağdaşlaşma” denilen ithal uygulamaların, insanlığın atası sayılabilecek geniş bir coğrafyayı aidiyet ve ruh köklerinden nasıl kopardığını; bugün kimimiz bunu yüreğine yük ederek, kimimiz bunu tersine çevirmek için imkân ve nasibince gecesini gündüz ederek, kimimiz yaşam gailesi içinde bu akıntıya sürüklenmiş bir halde ama her durumda da canlı birer tanık olarak müşahade ediyoruz.

Continue reading

CORONA KÜLFET Mİ NİMET Mİ

Dünyaya, eşyaya, ekonomiye, siyasete, eğitime bakış açısını kapitale odaklı zihinsel ve kültürel kodlarla komple değiştirerek; medeniyet kisvesi adı altında tüketim delisi, bencil ve makinelere teslim insan modelini yaratmayı başaran muktedirlerin ontolojik bir felâket üreterek dünyayı “ilahı para olan” kapitalizmin ruhsuz hegemonyasının pençesine terkettiği bir süreci yaşıyoruz hep birlikte.

Continue reading

bilginin erdemi

Bugün gerek yapışıp kaldığımız ve gerekse de kendimize yapıştırdığımız ekranlar aracılığıyla bize dayatılan “modern akıl” haz ve hız üzerine bina edilen, ayartıcı güçlerin teslim aldığı “çıkar odaklı” bir akıldır. Zira bu akıl “tek dünyalıdır” ve ne varsa “şimdi, hemen, burada” ister. Ayrıca tek dünyalı olduğu için de vaat edilene değil peşin olana endekslidir.

Continue reading

ALLAH SANAL ALEMİN DE RABBİDİR

Bazıları elimizdeki imkânları ısrarla birer nimet olarak görmek ve göstermek istese de benim zannımca imkânlarımız, bugün yazık ki elimizde birer imtihan vesilesine dönüşmüş durumda. Zira biz varlık imtihanını kaybetmiş fertler olarak, sunulan imkânlarla adım adım bize kodlanan değer ve dinamiklerimizden hızla uzaklaşıyor ve bunun bedeli olarak da zihinsel bir köksüzlük yaşıyoruz.

Continue reading